Mevsimlerden Roma

  • Mutfak penceresinden dışarıya bakıyoruz... Bak yapraklar dökülmeye başladılar bile diyorum, belki değişik renklerde toplayıp bana getirirsin birkaç tane... Burnunu çekiyor.. Hava çok sıcak. Çok nemli.. Çok yapış yapış... Ama rüzgar var.. Güneş gökyüzünde ama gökyüzü grimsi... Anne bu mevsimin adı ne diyor.. Bu mevsimin adı Roma diyorum... (30 Ağustos 2007' Roma)
  • 25 Nisan 2008 Cuma... Merhaba! Ben geldim... Günlerdir yatıyorum kalkıyorum kendime bir etiket düşünüyorum. Gazete köşelerine, şiir kitaplarina, sevdiğim şeyleri not ettiğim kırmızı defterime bakıyorum. Hem esprili olsun, hem de ciddi... Biraz romantik, azıcık gerçekçi , Roma'dan olsun filan derken neuronlarım birbirine karışıyorlar biraz...    
  • "Zaman Sensin" desem, "Zaman Benim" desem, "Kum Saati" desem tam ortasından ikiye bölünmüş kalbimi anlatır mı sizlere, hani "gelirken bura için, gidince ora için, iki kez yaralandın, bir yarım yara için" diyor ya Özdemir Asaf... "Dahilden Gazel" olsa, "Etiketsiz Yazılar" koysam... O kadar önemsiyorum ki etiketimi inanamazsınız...
  • ... Hava çok sıcak... Sıcak ötesi, nemli yapış yapış... Acayip kavurucu bir rüzgar esiyor... Federico babasıyla çıkacağı küçük hafta sonu tatilinden hiç hoşnut değil... Yanaklarından süzülen yaşları siliyorum... Çok eğleneceksin biliyorum diyorum... 
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4

MPG'den...

SIHIRLI DIYET...

19 Şubat 2009 Perşembe

 

9 yil oncesinin fotograflarina bakiyorum.. Mayis ayi..Ege bolgesinde, kolay kolay kimsenin yolunun dusmeyecegi bir koy kahvesinde, limonlu cay icip, simit yiyoruz.. Federico kucagimda, yanimda annem ve babam..

 

Federico henuz 3 aylik ve ben bir sabah onlara cok ihtiyacim olduguna karar verip, ucaga atladigim gibi solugu baba ocaginda-ana kucaginda aliyorum.. 16 yasimda ruhu cok cocuk bir genc kizken, universiteye gitmek icin aglaya aglaya ayrildigim bu deniz sehrine, artik bir anne ve meslek sahibi bir yetiskin olarak donusum cok keyifli oluyor.. Hem Federico’ya dunyaya hos geldin diyorlar annemin arkadaslari, hem de “Mehtap sever” diye, “ozlemistir” diye, “yeni annelere yarar”, “ o Roma’da bulamaz simdi bunlari” diye, “yapmaya nerden vakit bulsun” diye binbir cesit tatli, borek, corek, dolma tasiyorlar eve..

Babam her zamanki gibi tarhana corbasi da yapalim (Erzincan tarhanasi), kaplama da yapalim, yaprak dolmasi ne gun yapilacak?, iskender yemege ne gun gidilecek?, hosmerim ismarladik mi ?diye programliyor sevdiklerimi.. Arada keci boynuzu, kome, erik pestili, ceviz, ayva kabugu ile demlenmis ihlamur filan tutusturuyor elime...

 

Yillarin en dinlendirici uykularini, genc kizlik odamda, kirmizi kareli yumusacik battaniyeme sarilmis, elimde unuttugum kitaplarim, Federico kolumun altinda misil misil uyurken, mayis gunesi odanin icinde sesizce gezinirken, mutfaktan annemle babamin yavas yavas konusmalari duyulurken ve cok sevdigim ketenin ya da peksemetin mis gibisi kokusu evi doldururken, uyuyorum.. 

O ilahi tembelligin keyfini surdugum gunlerden birinde, yastigimin uzerinde bir demet dag lalesi ile burun buruna gozlerimi aciyorum.. Annemin yardimcisi getirmis.. Benim en cok sevdigim cicek ve o gunden sonra bir daha da hic dag lalesi gormuyorum.. Sadece dag lalesi degil, koyunden bir de yagli pide getirmis.. Cizme zeytin, kirma zeytin, keci peyniri..

Keyfimiz cok yerinde.. Annemle babam iki cocuklarindan da ayri gecirdikleri yillarin acisini, yumuk yumuk torunlari kucaklarinda, ben el bebek gul bebek keyiflerde..

 

Her gelis gibi bir de gidis zamani geliyor.. Ilk o an farkediyorum neler olup bittigini.. Ayaklarim ayakkabilarima sigmiyor.. Yolda gelirken giydigim pantolon, bacaklarimdan yukari gecmiyor.. belki birilerinin isine yarar diye getirdigim, hamilelikte giydiyim elbiseyle Roma’ya donuyorum..

 

Durum cok vahim.. 8 kilo ile kapattigim hamileligin ustune bende kalan 4 kiloyla beraber toplam 17 kilo almisim.. Tekrar yaziyorum... 17 kilo..

 

Onceleri umursamiyorum.. sonra kendimi gozlemeye basliyorum.. Ne gozum doyuyor artik ne karnim.. Yemekten kalkiyorum zeytin ekmek yiyorum.. Patatesle ekmek yiyorum.. Makarnanin yanina, pilavin ustune kizartma.. Nutella ile cevizli ekmek.. Ucu oyle bir kaciyor ki, tutabilene ask olsun..

 

Giydiklerim yakismiyor.. Benim gibi ufak tefek, hayati boyunca en fazla 36 beden olabilmis bir insanin uzerinde tasiyabilecegi bir kiloda degilim.. Yurumuyorum, yuvarlaniyorum sanki.. Magazalarda, buyuk beden satmiyoruz diyorlar daha iceri girereken.. Koca kazaklar, beli lastikli etekler, bol elbiseler ile, gecerken hep soyle bir kendimi suzdugum magaza vitrinine sigmiyor siluetim (!).. Ben de magazalara degil, pastanelere gidiyorum. Hic tatli sevmeyen ben, Sicilya tatlilari, Napoli tatlilari biraz ondan, azicik bundan derken 3 kisinin yerine yiyorum.. Ustelik keyifle, pismanlik duymadan, tadlari karistirmadan yiyorum.. Yani patolojik bir yemek yeme durumu degil, tadina vara vara yiyorum..

 

İse donme vaktim yaklasirken, yemekten fedakarlik etmiyeyim ama biraz hizaya gireyim diye bir jimnastik salonuna yaziliyorum.. Hayatta olacak sey degil.. Hic bir zaman bir salona yazilmamis, toplu yapilan hicbir seyden hoslanmayan yapim bile razi oluyor bu duruma.. Kendime erkek magazasindan spor giysisi alip, gidiyorum.. Hoca, insana “Allah neler yaratiyor” dedirtecek cinsten bir genc adam.. Kizlar etrafinda pervane gibi donuyorlar.. Hepsi ince, uzun, bicimli ve on siralari duvar gibi ortmusler.. Ben en arkaya kaliyorum.. hareketleri zaten gormuyorum, gorsem de yapmaya yetisemiyorum..

 

Nihayet streching kismi geliyor.. Yere uzaniyoruz.. Isiklari alcaltiyorlar.. Miy miy miy bir muzik koyuyorlar..

 

Gozlerimi bir aciyorum.. Salonda, yerde yalnizim..Uyumusum.. Ben uyuyup kalmisim ve beni orda oylece birakip gitmisler.. Yan salondan step grubunun sesi geliyor..

 

Inanilmaz uzuluyorum.. Kimbilir nasil dalga gece gece gitmislerdir diyorum.. Hayattaki ilk dersim ve son dersim ayni gune rastliyor..

 

O gun eve donuyorum.. Aynanin karsisinda durup kendime bakiyorum.. Tamam artik diyorum... Butun buyuk beden elbiseleri bir torbaya doldurup, dolabin dibine koyuyorum ve kirmizi kapakli buyu defterimi cikartip, kendime kendi ellerimle sihirli bir diyet yaziyorum... Yiyorsunuz ve zayifliyorsunuz.. Sonra yiyorsunuz ve kilo almiyorsunuz.. Ustelik guzellesiyorsunuz da..

 

Inanmiyor musunuz..? O zaman zahmet edip, yarin aksam beni okumaya gelmeyin..

Ya da oylesine bir ugrayin isterseniz.. Siz bilirsiniz..

 

Ha aklimdayken evlendigim gunku kilomdan sadece 3 kilo fazlayim.. Yani 14 yilda 3 kilo..

 

Bilmem anlatabildim mi?

 

 

19 Subat 2009'Roma