Mevsimlerden Roma

  • Mutfak penceresinden dışarıya bakıyoruz... Bak yapraklar dökülmeye başladılar bile diyorum, belki değişik renklerde toplayıp bana getirirsin birkaç tane... Burnunu çekiyor.. Hava çok sıcak. Çok nemli.. Çok yapış yapış... Ama rüzgar var.. Güneş gökyüzünde ama gökyüzü grimsi... Anne bu mevsimin adı ne diyor.. Bu mevsimin adı Roma diyorum... (30 Ağustos 2007' Roma)
  • 25 Nisan 2008 Cuma... Merhaba! Ben geldim... Günlerdir yatıyorum kalkıyorum kendime bir etiket düşünüyorum. Gazete köşelerine, şiir kitaplarina, sevdiğim şeyleri not ettiğim kırmızı defterime bakıyorum. Hem esprili olsun, hem de ciddi... Biraz romantik, azıcık gerçekçi , Roma'dan olsun filan derken neuronlarım birbirine karışıyorlar biraz...    
  • "Zaman Sensin" desem, "Zaman Benim" desem, "Kum Saati" desem tam ortasından ikiye bölünmüş kalbimi anlatır mı sizlere, hani "gelirken bura için, gidince ora için, iki kez yaralandın, bir yarım yara için" diyor ya Özdemir Asaf... "Dahilden Gazel" olsa, "Etiketsiz Yazılar" koysam... O kadar önemsiyorum ki etiketimi inanamazsınız...
  • ... Hava çok sıcak... Sıcak ötesi, nemli yapış yapış... Acayip kavurucu bir rüzgar esiyor... Federico babasıyla çıkacağı küçük hafta sonu tatilinden hiç hoşnut değil... Yanaklarından süzülen yaşları siliyorum... Çok eğleneceksin biliyorum diyorum... 
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4

MPG'den...

BAFRA'YA MI GITSEM ACABA...?

 

22 Mayıs 2012 Salı

 

Yasam bir sekilde devam ediyor... Anne, cok calisiyor, bazen evde yemek olmuyor, hadi Steak House'a gidelim deniyor... 

Anne mecbur, cocuklarin kullandigi gizli dili ogrenmek, harfleri duzgun isaret etmek zorunda... 

  

 

Babanin boyle bir derdi yok, o 3 cesit hamburger ve dunyanin en garip bicimli patates kizartmasindan olusan yemegini beklerken masaya getirilen bir kova dolusu (gercekten kova, canak filan degil) yer fistigini yemekle mesgul...

Elimi kovaya uzatsam, geri cekemiyecegimi biliyorum, hem karnim cok ac, hem de cok sevdigim bir kuru yemis...Yemeklerimiz masaya gelir gelmez, kovayi goturun lutfen diyorum garsona, kendime 6-7 tane fistik ayiriyorum once... Sonra da kendimi, Federico'nun gizli dilini ogrenmeye adiyorum.

 

Yasam bir sekilde devam ediyor... Cok bekledigimiz bir kongre nihayet gerceklesiyor ve ben de konusmaci olarak katiliyorum... Castelli bolgesinde, cok ozel bir tarihi mekanda gerceklesiyor kongre (Villa Torlonia). Daha sabah, kahve molasi icin hazirlanan  bufe basimi donduruyor (bunda bir apartman yuksekligindeki topuklarim da sebep olmus olabilir). Ucsuz bucaksiz bufede, kurabiyeler, kekler, kruvasanlar, micik meyveli tartoletler... Neler neler... Ben bu bufeye once soldan saga, sonra da sagdan sola bir tadim partisi duzenlerim ama, kahvemi elime aliyorum, minnacik bir cilekli tartoleti isirip uzaklasiyorum.. Konferansimi gozden gecirmek icin bir kose buluyorum kendime, bufeden mumkun oldugunca uzakta...

Oglen yemegi bunun 3 kati olacak biliyorum... Oglen yemeginde kendime herseyden azicik azicik tadimlik bir tabak hazirliyor, kirmizi sarabimi keyifle yudumluyor, zamanimi bu guzel Villayi gezmeye ayiriyorum...

 

Yasam bir sekilde devam ediyor... Pizzaday istiyor Federico gunlerdir. Davet edecegi arkadaslarini seciyor. Organize ediyoruz. Pizzaday, ne kadar yersen o kadar getiririz masaya mantigi ile isliyor. Yediginizi ictiginizi kontrol etmeniz imkansiz. Masaya gelen her bir pizza tepsi buyuklugunde, bir dilimi normal bir pizzaya esit dev pizzalar.

Hem goruntuleri, hem kokulari cok davet edici... Geliyor da geliyor, mantarli, patlicanli, patatesli (ben bayilirim), kabak cicegi ve ancuezli, kabakli, soganli, margherita, sucuklu, Sonunda nutellali ile kapanis yapiliyor... Bitmiyor, cocuklar hareket edemez hale geliyorlar, ben kalan pizzalari paket yaptiralim, Colosseumdaki evsizlere goturelim diyorum, taraftar bulamiyorum... Bu kadar pizzadan incecik parcalar da yesem, ertesi gun 2 kilo fazla olurum, yuzum gozum sis uyanirim, ozellikle karnim siser biliyorum ama gelen pizzalarin mutlaka tadina bakiyorum. Kizartma sebze, suppli, patates koftesine dokunmuyorum, sevmedigimden degil ama hem pizza, hem onlar cok fazla olacagi icin secimimi yapiyorum...

 

Hergun bir vesile cikiyor yemek icin... Ayni vesileler, ayni zamanda yurumek, spor yapmak, eritmek icin cikmiyorlar ama... 

Ben sosyal yasamdan, ya da yasamin gunluk getirdiklerinden vaz gecmiyorum sadece kendimi kaybetmiyorum. 

 

 

Bir oturusta kac tava patates kizartmasi yerim bahse girelim mi?

Bulsam, yani simdi bizim sokagin kosesinde olsa mesela, pideci bile sasar kac tane Bafra pidesi yiyebilecegime...

Gaziantep yemeklerini cok severim... Icli kofteye, bardak alti lahmacuna, ev baklavasina asla hayir demem...

Kuru yemise bayilirim... Beyaz leblebi, ay cekirdegi, sam fistigi, tuzlu badem... Kuru incir ve ceviz...

Beyaz pizzayi cok severim...

 

Listem uzar da uzar... Yedigimi yakabilecegim kadar fiziksel aktivitem yoksa, porsiyonlarimi kontrol etmek zorundayim... 

 

En saglikli besini bile hergun yerseniz, saglikli beslenmezsiniz. Yasamin emniyet subaplari olmali, kacamaklar-siz oyle diyorsunuz-, evde yemek olmazsa aranilan pizzacilar filan olmali ama kontrolu kaybetmeden... Yani deep freese da, acil yemek cozumleri bulundurmali, haftalik programi onceden yapmali, ozellikle cocuklar varsa, buzdolabinin kontrolu elden kacmamali...

 

Son iki yilda aldigim 7 kiloyu, sizinle birlikte verdim, ve evlendigim yildaki kiloma donmek uzereyim neredeyse... Carsamba gunu Rimini'ye kongreye gidecegim, hemen sonrasi Oslo'ya bir keyif kacamagimiz var... Kongrede mutlaka ozel aksam yemekleri olacak, Oslo, dunya mutfaklarinin tadina bakabileceginiz, cok guzel baliklar yiyebileceginiz bir sehir... Ustelik kahvaltilarimizi Italyan barinda yapiyoruz Oslo'da... Yani yasam bir sekilde devam ediyor...

 

Ben, konrolu elden kacirdigim gunlerin ertesinde, iki gun boyunca, sabah kahvaltisi disinda karbonhidrat yemiyorum.

 

Ben yasami elimde kagit kalem kalori hesaplayarak geciremem, sevdigim herseyi elimin tersi ile geri itemem, herkes yemek yerken, oturup yogurt tabagini seyredemem.

Yemek yemegi seviyorum, pisirmeyi de seviyorum. Bana yemek pisirilmesini, hele mutfakta bir yakisikli varsa daha da cok seviyorum...

Ama masanin basinda aklimi kaybettigim zamanlari, Erzincan tarhanasi, yaprak dolmasi, pastirmali kuru fasulye, manti gunlerine sakliyorum... Istanbul'a gidince Bafra pidesi yiyecegim, pideci bile sasiracak istahima...

 

Yoksa Bafra'ya mi gitsem... O kadar ki cok canim cekiyor...

 

22 Mayis 2012'Roma